Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar Pdf Kitap Oku

Roman & Hikaye & Öykü Kitap Herif 43 Okuma


Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar Pdf Kitap Oku
Ey Sevgili Okur,
Şu elinde tuttuğun Tehlikeli Oyunlar’ı okumak üzere olduğun için seni ne kadar
kıskandığımı açıklamakla başlamak istiyorum bir solukta yazıp bitirmek istediğim bu
önsöze. Niçin mi kıskanıyorum seni? Heyecan ve serüven dolu bir yolculuğa benzeyen bu
okuma uğraşıyla ilk kez karşı karşıya olduğun için elbet. Bu önsözü bir solukta yazıp
bitirmek isteyişime gelince, belki bunun nedenini sen de kestirebilirsin. Oğuz Atay
«önsözlerden hiç mi hiç hoşlanmazdı. O kendine özgü inceliğiyle bir güzel alaya alırdı her
türlü önsözü. Ama bu kitabın XIV. Bölümünde de belirtildiği gibi, «Ülkemiz büyük bir oyun
yeridir. Her sabah uyanınca, biraz isteksiz de olsak, hepimiz sahnenin bir yerinde, bizi
çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız. Küçük
topluluklar olarak, birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyrederek günlük
oyunlarımıza başlarız. Ben, Hikmet IV. zamanında —yani Hikmet I. olduğum sıralarda— bu
oyunu ciddiye almış ve bütün oyunları heyecanla seyretmiştim. Sonunda, kendi oyunumu,
bütün bu oyunların dışında ve gerçek olarak yaşamağa karar verdim. İnsanlarımız, aynı
piyesi yıllardır aynı biçimde oynamanın yorgunluğu ve gerçeğe bir türlü, benzetememenin
bezginliği içindeyken
ben, bizlere bugüne kadar hiç yararı dokunmamış olan aklın —daha doğrusu, akıl olduğunu
sandığımız akü taklidinin— zincirlerinden kurtularak, bütün ülkeleri ve onların gerçek
kişilerini içine alan büyük heyecanı içinde bulunuyorum.» Diyelim ki, ben de bu heyecanı
paylaştığım için soyunuyorum onun deyimiyle bu «Önsöz Amca» rolüne. Hem sonra, kendini
bir kez oyunların büyüsüne kaptırdı mı insan, kolay kolay sahneyi terketmek de istemiyor.
Ama benimki pek öyle düpedüz bir rol çalma arsızlığı değil. Ben kısaca Tehlikeli
Oyunlar’ın, önemli bulduğum birkaç özelliği üzerinde durmak istiyorum. Bunların en
önemlisi yazarın anlatım özgürlüğünü sağlayan «oyun oynama» yöntemi. Daha doğrusu,
yazarın «insanların oynadıkları oyunlar» adını verdiği bölümler. Oyun içinde oyunun, roman
içinde oyunun ya da roman içinde değişik anlatı biçimlerinin bir araç olarak kullanılması
daha önce denenmiş bir yöntem. Ama Oğuz Atay’ın yapıtlarında bu yöntemin bizim
yazınımızda benzeri görülmemiş bir ustalık ve zenginlikle kullanıldığı da bir gerçek.
Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar’m yazımını 26 Mart 1973′ te tamamlamış. Tutunamayanlar’m
bitiriliş tarihi 26 Temmuz 1970 olduğuna göre, ikinci romanının tasarlanışı ve yazılışı bu üç
yıllık süre içinde gerçekleşmiş. Yazarın ilk romanını bitirdikten sonra tutmaya başladığı
günlükten de anlaşılacağı gibi, Tehlikeli Oyunlar olay örgüsü, kişileri, anlattığı çevre, ele
aldığı sorunlar ve bütün bunları dile getirmek için yararlanılan anlatım teknikleri açısından
üzerinde uzun uzun düşünülmüş, roman son biçimini alıncaya kadar birkaç kez yazılmış,
kurgu kaygısı ve ayrıntı seçimi kolayca anlaşılan çok titiz bir çalışmanın ürünüdür. Oğuz
Atay’ın «düşünen insan»ı ne tam anlamıyla organik bir parçası olabildiği, ne de büsbütün
kopabildi-ği bir toplumda yaşamaktadır. Bu toplum eski – yeni, Doğu – Batı, düş – gerçek,
duygu – düşünce, kadın – erkek gibi çatışmalardan kaynaklanan yoğun bir kargaşanın
içindedir. Bu toplumdaki insanların yaşama biçimlerini, duygu
ve düşünce yapılarını sözünü ettiğim kargaşayı oluşturan sayısız ayrıntı
koşullandırmaktadır. Romanın kahramanı Hikmet Benol kargaşanın temelinde yatan
gerçekliği araştırırken sürekli olarak birer ipucu gibi gördüğü bu ayrıntılara takılır.
Düşünen bir insan olarak gerçeklerle ilgilenmenin tehlikeli bir tutum olduğunu görür. Her
şeyden önce, gerçeklerle içtenlikle ilgilenmek toplumu yönetenler-ce tehlikeli sayıldığı
için, Hikmet Benol da gerçeklerle oyun oynuyormuş gibi ilgilenme yolunu seçer. Oğuz Atay’
m «düşünen insan»ı böylece «oynayan insanca dönüşmüştür. İnsanın «oynayan bir varlık»
(Homo Ludens) oluşu Rönesans’ın başından beri kendi yeteneklerini sınaması için bir çıkış
noktası olmamış mıydı? Shakespeare bu yüzden «Bir sahnedir bütün dünya,» dememiş
miydi? Ünlü İspanyol oyun yazarı Calderon’un da Hayat Bir Düştür adlı bir oyunu yok
muydu? İşte Oğuz Atay bu yazarlara öykünerek değil, ama gerçekliği algılamada böyle bir
bakış açısının önemini kavrayarak kendine özgü bir kurgu oluşturur. Oyun öğesinin önemi
böylece ortaya çıkınca, günlüğünde açıkladığı gibi dramatik biçim konusunu ayrıntılı
biçimde inceler, Ortaçağ ibret oyunlarındaki simgesel adlı oyun kahramanları da,
Shakespeare’in tragedya anlayışı da, Karagöz ve Meddah gibi geleneksel tiyatro
biçimlerimiz de Oğuz Atay’ın sergilemek istediği gerçekleri dile getirmede onun büyük bir
ustalıkla yararlandığı anlatım olanakları sağlar. Onun yararlandığı bu anlatım olanakları
bazı yazarlarda olduğu gibi biçimsel bir gövde gösterisi olarak değil, onun tanık olduğu,
tanık olmaktan da öte, büyük bir yoğunlukla yaşadığı kargaşanın zorladığı bir çeşitlilikle ve
tam bir işlevsellikle karşımıza çıkar. Tehlikeli Oyunlar Hamlet’i, Don Kişot’u, Faust’u ve
daha nice oyun ve roman kahramanını çağrıştıran parodilere bu yüzden korkusuzca yer
verir. Gene bu yüzden alaturka şarkılar, ilkokul manzumeleri, genç kızların okumaktan
hoşlandıkları «hissi aşk romanları», hamasi duyguları körükleyen tarihi kahramanlar,
bilincimizin ve bilinçaltımızın çöplü-
geçilmez birer esin kaynağı olur.
Tutunamayanlar’da Selim Işık’ın olduğu gibi, Tehlikeli Oyunlar’da da Hikmet Benol’un
hayatının intiharla noktalanması yazarın yücelttiği ya da önerdiği bir çözüm olarak
düşünülmemelidir. Gerçekler birer oyun olarak, daha doğrusu hayat bir oyun olarak
sunulduğuna göre, buradaki intiharı böyle bir oyunun mantıksal ve biçimsel sonucu olarak
görmek bana akla daha yakın gibi geliyor. Kaldı ki, Oğuz Atay’m roman ve oyun
kahramanları aracılığıyla nerdeyse bir saplantı niteliğiyle karşımıza çıkardığı ölüm olgusu
onun yaşama tutkusunu vurgulayan bir kavramdır. Godard’ın Serseri Aşıklar (A Bout de
Soufle) filminde bir yazarla yapılan görüşmede, yazar son isteğinin ölümsüzleşmek ve
ölmek olduğunu söylüyordu. Oğuz Atay’m kahramanları ise ölerek ölümsüzleşmek ister
gibidirler.
Pirandello Altı Kişi Yazarını Arıyor diye bir oyun yazmıştı. Gerçekliğin kaypaklığını,
göreceliğini sergileyen bu oyun bana Oğuz Atay’m benzer bir sorunu ele alırken okurunu
arayan bir yazar olarak tanımlanabileceğini düşündürdü. «Ben buradayım, sevgili okurum,
sen neredesin?» derken, belki bir yandan okurun ilgisizliği karşısındaki kırgınlığını dile
getiriyordu. Ama bir yandan da okurun kitaplarındaki düşünsel yaratıcılığa katılımı için bir
çağrıda bulunuyordu. Oğuz Atay’ı okumak bilinç ve duyarlığın yaşamayı anlamlı kılan bir
bireşime, bir çeşit yaratıcılığa yönelteceğine ben bu yüzden inanıyorum. Onun bu kitapları
yazmakla dizginleyemediği yaşama coşkusunu okurlarıyla büyük bir içtenlik ve cömertlikle
paylaşmak istediğine inandığım gibi.
 

 

 

Bir önceki yazımızda önerdiğimiz Oğuz Atay Korkuyu Beklerken Pdf Kitap Oku adlı kitabı da inceleyebilirsiniz.

Sosyal Ağlarda Paylaş

{Kitap Herif}

Kitap okumayı seven bunu sizlere ücretsiz bir şekilde paylaşmaya görev edinmiş nadir insan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

site güvenlik bypass shell